Son İletiler
#21
Masaüstü Rol Yapma Oyunları / Ynt: Kayıp Krallıkların Gölges...
Son İleti Gönderen Ruhi - Aralık 23, 2025, 06:15:17 ÖS—————————————————————————————————————————
Gözcü Tepesi'ne gittiğimizden beri bir süredir dikkatimizi gerektiren önemli bir görev çıkmadı. Gözcülerden de yeni bir haber gelmedi. Bu sürede Morbryn'lilerle milis görevlerimizi yapıyoruz.
Zamanımın çoğunu Telas'la talim alanında geçiriyorum. Buradaki insanların gerektiğinde silahlarını savurmaktan çekinmeyeceği gözlerinden okunuyor. Korkusuzluktan çok "hayatın bir parçası" bakışını tanımaya başlıyorum. Acil durumlarda neler yapacağımızı, hangi emrin nasıl dinleneceğini tekrar tekrar çalışıyoruz.
Akşamları handa birlikte yemek yiyor, Peri'nin müziklerini dinliyoruz. Bu küçük hayat, dışarıdaki vahşi kışı neredeyse unutturacak kadar güzel, ancak kış da her geçen gün artan soğukla birlikte kendini unutturmamakta oldukça ısrarcı duruyor.
Trol'ün ininden bulduğumuz yüzük hala konuşuluyor. Yüzüğü takan kişinin düşüşünü yavaşlatıyormuş. Dorn'un bu bilgiyi almasıyla hanın çatısına çıkıp köylülerin arasına atlaması arasında hiç zaman geçmedi desem yeridir. O an insanların yüzündeki heyecanı görmek içerideki ateşten daha sıcaktı. O günü, insanların sıra sıra bu yüzüğü takıp buldukları en yüksek yerden atlamalarını izleyerek geçirdim.
Burada korunması gereken güzel bir topluluk var. Belki da başından beri yaşanan her şey buraya gelebilmem için yaşandı. En azından şu an görevimi yaptığımı hissediyorum. Omzumdaki yük biraz daha hafifledi.
—————————————————————————————————————————
Gözcü Tepesi'ne gittiğimizden beri bir süredir dikkatimizi gerektiren önemli bir görev çıkmadı. Gözcülerden de yeni bir haber gelmedi. Bu sürede Morbryn'lilerle milis görevlerimizi yapıyoruz.
Zamanımın çoğunu Telas'la talim alanında geçiriyorum. Buradaki insanların gerektiğinde silahlarını savurmaktan çekinmeyeceği gözlerinden okunuyor. Korkusuzluktan çok "hayatın bir parçası" bakışını tanımaya başlıyorum. Acil durumlarda neler yapacağımızı, hangi emrin nasıl dinleneceğini tekrar tekrar çalışıyoruz.
Akşamları handa birlikte yemek yiyor, Peri'nin müziklerini dinliyoruz. Bu küçük hayat, dışarıdaki vahşi kışı neredeyse unutturacak kadar güzel, ancak kış da her geçen gün artan soğukla birlikte kendini unutturmamakta oldukça ısrarcı duruyor.
Trol'ün ininden bulduğumuz yüzük hala konuşuluyor. Yüzüğü takan kişinin düşüşünü yavaşlatıyormuş. Dorn'un bu bilgiyi almasıyla hanın çatısına çıkıp köylülerin arasına atlaması arasında hiç zaman geçmedi desem yeridir. O an insanların yüzündeki heyecanı görmek içerideki ateşten daha sıcaktı. O günü, insanların sıra sıra bu yüzüğü takıp buldukları en yüksek yerden atlamalarını izleyerek geçirdim.
Burada korunması gereken güzel bir topluluk var. Belki da başından beri yaşanan her şey buraya gelebilmem için yaşandı. En azından şu an görevimi yaptığımı hissediyorum. Omzumdaki yük biraz daha hafifledi.
—————————————————————————————————————————
#22
Masaüstü Rol Yapma Oyunları / Ynt: Kayıp Krallıkların Gölges...
Son İleti Gönderen Ruhi - Aralık 23, 2025, 06:15:03 ÖS—————————————————————————————————————————
Geçtiğimiz gün, kuzeyde Gözcü Tepesi'nde yaşayan gözcülerle irtibata geçmek için yola çıktık. Orklar hakkında bildiklerini öğrenmeye ihtiyacımız vardı. Ormanda olup bitenden Morbryn halkından daha fazla bilgileri vardı ve iletişim halinde olmanın öneminin, her zamankinden daha fazla olduğu gerçeği tartışılmaz bir duruma gelmişti.
Gideceğimiz yer, Seri Mağaralar'ın kuzeyinde, nehrin bu tarafında kalıyordu. Torsul, bize tepeye ulaşabilecek kestirme bir dağ geçidinden bahsetmişti. Geçidin girişine kadar sorunsuz ilerledik. İçeride bizi ne kadar yüksek olduğunu kestiremediğimiz bir mağara karşıladı. Biz adımlarımızı dinlemekle meşgulken, gelecek olan dev yarasaların saldırısına hazır değildik. Üzerimize düşen bir çift devasa kanatla uyandırıldık ve şanslıyız ki tehlikeyi hızlıca atlatabildik. Sonradan Ortek'ten öğrendik ki buradan çok daha sessiz geçilmesi gerekiyormuş.
Fakat asıl yazmak istediğim hikaye geçitte biraz ilerleyince başlıyor. Burada Galvar ile karşılaştık.
Bu cüce, buraya bir av için geldiğini söyledi. İçinde kötü bir niyet sezmedim. Yardım teklif eder etmez hadi deyip dönüp yürümeye başladı zaten. Yolda ne avlayacağımızı öğrenince herkesin omzuna bir ağırlık çöktü: troll.
Benim içimde ise başka bir his doğdu. Kendimi ispatlamam gerekiyordu. Hala cesurum ve cesaretim bulaşıcı olmalı. Ben onun paladiniyim ve bu büyük savaştan galip ayrılacaktım.
Kararlı adımlarla Galvar'ın benden durmamı istediği yere geçerek trolü beklemeye başladım. Arkamda uçurum vardı, gözlerim ise mağaranın derinliklerine bakıyordu. Karşımda trolü görünce kılıcımı savurmaya başladım. Çok açıktı ki ona zarar vermekten çok uzaktım.
Farklı bir strateji düşünmeye başlayamadan Galvar, bir anda trolü uçurumdan aşağı itti. Hemen ardından takip edip trolü ateşe vermeye başladık. Öğrendik ki Galvar, klanı tarafından bin troll öldürme göreviyle gönderilmiş. Bunu söylerken yüzünde öyle bir memnuniyet vardı ki, sanki her birini tek tek hatırlıyordu. Bize geçidin sonuna kadar eşlik ettikten sonra başka bir trol bulmak için yoluna devam etti.
İnanıyorum ki Torm, Galvar'ı cesaretimi test etmek için karşıma çıkardı ve ben geri adım atmayarak doğru cevap verdim. Kendimi ona her zamankinden çok daha yakın hissediyorum.
Geçidi aştıktan sonra Ortek'le buluştuk. Ellerinde yeni bir bilgi yoktu ve bir baykuş ile gönderecekleri haberleri beklememizi istediler.
—————————————————————————————————————————
Geçtiğimiz gün, kuzeyde Gözcü Tepesi'nde yaşayan gözcülerle irtibata geçmek için yola çıktık. Orklar hakkında bildiklerini öğrenmeye ihtiyacımız vardı. Ormanda olup bitenden Morbryn halkından daha fazla bilgileri vardı ve iletişim halinde olmanın öneminin, her zamankinden daha fazla olduğu gerçeği tartışılmaz bir duruma gelmişti.
Gideceğimiz yer, Seri Mağaralar'ın kuzeyinde, nehrin bu tarafında kalıyordu. Torsul, bize tepeye ulaşabilecek kestirme bir dağ geçidinden bahsetmişti. Geçidin girişine kadar sorunsuz ilerledik. İçeride bizi ne kadar yüksek olduğunu kestiremediğimiz bir mağara karşıladı. Biz adımlarımızı dinlemekle meşgulken, gelecek olan dev yarasaların saldırısına hazır değildik. Üzerimize düşen bir çift devasa kanatla uyandırıldık ve şanslıyız ki tehlikeyi hızlıca atlatabildik. Sonradan Ortek'ten öğrendik ki buradan çok daha sessiz geçilmesi gerekiyormuş.
Fakat asıl yazmak istediğim hikaye geçitte biraz ilerleyince başlıyor. Burada Galvar ile karşılaştık.
Bu cüce, buraya bir av için geldiğini söyledi. İçinde kötü bir niyet sezmedim. Yardım teklif eder etmez hadi deyip dönüp yürümeye başladı zaten. Yolda ne avlayacağımızı öğrenince herkesin omzuna bir ağırlık çöktü: troll.
Benim içimde ise başka bir his doğdu. Kendimi ispatlamam gerekiyordu. Hala cesurum ve cesaretim bulaşıcı olmalı. Ben onun paladiniyim ve bu büyük savaştan galip ayrılacaktım.
Kararlı adımlarla Galvar'ın benden durmamı istediği yere geçerek trolü beklemeye başladım. Arkamda uçurum vardı, gözlerim ise mağaranın derinliklerine bakıyordu. Karşımda trolü görünce kılıcımı savurmaya başladım. Çok açıktı ki ona zarar vermekten çok uzaktım.
Farklı bir strateji düşünmeye başlayamadan Galvar, bir anda trolü uçurumdan aşağı itti. Hemen ardından takip edip trolü ateşe vermeye başladık. Öğrendik ki Galvar, klanı tarafından bin troll öldürme göreviyle gönderilmiş. Bunu söylerken yüzünde öyle bir memnuniyet vardı ki, sanki her birini tek tek hatırlıyordu. Bize geçidin sonuna kadar eşlik ettikten sonra başka bir trol bulmak için yoluna devam etti.
İnanıyorum ki Torm, Galvar'ı cesaretimi test etmek için karşıma çıkardı ve ben geri adım atmayarak doğru cevap verdim. Kendimi ona her zamankinden çok daha yakın hissediyorum.
Geçidi aştıktan sonra Ortek'le buluştuk. Ellerinde yeni bir bilgi yoktu ve bir baykuş ile gönderecekleri haberleri beklememizi istediler.
—————————————————————————————————————————
#23
Masaüstü Rol Yapma Oyunları / Ynt: Kayıp Krallıkların Gölges...
Son İleti Gönderen Ruhi - Aralık 23, 2025, 06:14:48 ÖS—————————————————————————————————————————
Şehre geldiğimiz ilk günden, buradaki hayatımızın yanında getirdiği sorumlulukları yüklenmeye başladık.
Yukas'ın çıraklarından Lard, kuzeydeki küçük bir yerleşkeye geri dönen bir ekibe eşlik etmek için yola çıkmış. Beklendiği zamanda geri dönmemiş. Bu yüzden kontrol etmemiz istendi. Köyden çok uzaklaşmamıza gerek olmadığı için yol bulma konusunda bir sorun yaşamamız beklenmiyordu ama asıl sorun yol değildi, dışarıdaki ork tehdidiydi. Lard'ın başına ne gelmiş olabileceğini düşünmek bile yetiyordu; bir yandan da aynı senaryonun bizim için de geçerli olabileceği fikri.
Yol üzerinde peşimizden savmayı başardığımız ork gözcüleri ve yolculuk ekibinden kalan karşılaştığımız manzara, maalesef bu endişeyi doğruladı. Bir kadının cansız bedeni ve patikanın üzerinde uzayıp giden kan izleri. Kan izlerinin bir ogrenin yuvasına gittiğini keşfettik ama hepimize sürpriz olacak bir şekilde burada beklenmedik bir dost edindik.
Kendine Çiko diyen bu ogrede kötü bir niyet sezmedim. O da bizi bir tehdit olarak görmediğinden olsa gerek, bizden çekinmedi. Hatta mağarasının önünde kamp kurmamıza bile izin verdi. Bir o kadar garip hissettirdiği kadar bir o kadar da içimi ısıttı. Onca şeyden sonra, kuzeyin bu köşesinde birbirine el uzatan canlılar olarak bir akşam geçirebiliyorduk.
Parça parça öğrendik: Dönüş yolundaki ekibe orklar saldırmış. Lard kaçmayı başarmış. Çiko ise ortada kalan katırı buraya sürüklemiş. Hikâyeyi doğrulamak için Çiko'nun tarif ettiği yere gittik. Lard oradaydı, Seri Mağaralar bölgesinde bir tepeciğe sığınmış, aç susuz, kurtarılmayı bekliyordu. Onu sağ salim bulabildiğimiz için çok mutluyum.
Bu topraklarda dikkatsizlik kaç kere affedilir bilmiyorum ama haklarımızdan birini Lard'ı kurtarırken kullandık. Korvin'in ortaya çıkardığı sis bulutu olmasa ork gözcülerinden kaçışımız bu kadar sorunsuz olmazdı. Her bir hatanın ne kadar ölümcül olabileceğinin, gözümün önünden gitmemesi lazım.
Dönüş yolu boyunca etrafımızda hissettiğimiz ama bir türlü göremediğimiz hareket ve ağırlığı hala aklımdan çıkaramıyorum. Şehre ulaşana kadar orkların peşimizde olduğunu hissediyorduk. Sayıları konusunda aramızda herkesin farklı fikri vardı—ama az olduklarını düşünen yoktu.
—————————————————————————————————————————
Şehre geldiğimiz ilk günden, buradaki hayatımızın yanında getirdiği sorumlulukları yüklenmeye başladık.
Yukas'ın çıraklarından Lard, kuzeydeki küçük bir yerleşkeye geri dönen bir ekibe eşlik etmek için yola çıkmış. Beklendiği zamanda geri dönmemiş. Bu yüzden kontrol etmemiz istendi. Köyden çok uzaklaşmamıza gerek olmadığı için yol bulma konusunda bir sorun yaşamamız beklenmiyordu ama asıl sorun yol değildi, dışarıdaki ork tehdidiydi. Lard'ın başına ne gelmiş olabileceğini düşünmek bile yetiyordu; bir yandan da aynı senaryonun bizim için de geçerli olabileceği fikri.
Yol üzerinde peşimizden savmayı başardığımız ork gözcüleri ve yolculuk ekibinden kalan karşılaştığımız manzara, maalesef bu endişeyi doğruladı. Bir kadının cansız bedeni ve patikanın üzerinde uzayıp giden kan izleri. Kan izlerinin bir ogrenin yuvasına gittiğini keşfettik ama hepimize sürpriz olacak bir şekilde burada beklenmedik bir dost edindik.
Kendine Çiko diyen bu ogrede kötü bir niyet sezmedim. O da bizi bir tehdit olarak görmediğinden olsa gerek, bizden çekinmedi. Hatta mağarasının önünde kamp kurmamıza bile izin verdi. Bir o kadar garip hissettirdiği kadar bir o kadar da içimi ısıttı. Onca şeyden sonra, kuzeyin bu köşesinde birbirine el uzatan canlılar olarak bir akşam geçirebiliyorduk.
Parça parça öğrendik: Dönüş yolundaki ekibe orklar saldırmış. Lard kaçmayı başarmış. Çiko ise ortada kalan katırı buraya sürüklemiş. Hikâyeyi doğrulamak için Çiko'nun tarif ettiği yere gittik. Lard oradaydı, Seri Mağaralar bölgesinde bir tepeciğe sığınmış, aç susuz, kurtarılmayı bekliyordu. Onu sağ salim bulabildiğimiz için çok mutluyum.
Bu topraklarda dikkatsizlik kaç kere affedilir bilmiyorum ama haklarımızdan birini Lard'ı kurtarırken kullandık. Korvin'in ortaya çıkardığı sis bulutu olmasa ork gözcülerinden kaçışımız bu kadar sorunsuz olmazdı. Her bir hatanın ne kadar ölümcül olabileceğinin, gözümün önünden gitmemesi lazım.
Dönüş yolu boyunca etrafımızda hissettiğimiz ama bir türlü göremediğimiz hareket ve ağırlığı hala aklımdan çıkaramıyorum. Şehre ulaşana kadar orkların peşimizde olduğunu hissediyorduk. Sayıları konusunda aramızda herkesin farklı fikri vardı—ama az olduklarını düşünen yoktu.
—————————————————————————————————————————
#24
Masaüstü Rol Yapma Oyunları / Ynt: Kayıp Krallıkların Gölges...
Son İleti Gönderen Ruhi - Aralık 23, 2025, 06:14:34 ÖS—————————————————————————————————————————
Morbryn's Shield. Efsaneye göre bir grup maceracı tarafından bulunmuş ve ismini buraya gömdükleri büyülü bir kalkandan almış. Bir süredir Morbryn halkıyla birlikte yaşıyoruz. Bize oldukça iyi davranıyorlar. İyi kelimesi hafif kalıyor belki, çünkü başımıza gelen ilk düzgün şey bu. Sıcak bir çorbanın bu kadar kıymetli olacağını unutmamız için fazla zaman geçmesine gerek yokmuş.
Diğerlerinden hâlâ haber yok. Kül Hançerleri'nden kurtulanlar varsa, geri dönmeye çalışmış olmalılar... ama oradan kurtulunabildiğini düşünmek bile zor. Bizim gibi hapishaneden kaçıp buraya varabilmiş başka bir ekip de yok. Sadece biz varız.
Köyün kışla ilgili bir derdi yok gibi. Duvarları uzun, yiyecekleri stoklu. Biz de milis görevleri alıp yatacağımız yerin hakkını ödemek ve biraz da para kazanmak üzere anlaştık. Kış boyunca başka seçeneğimiz yok gibi gözüküyor.
Sadece, bu duvarların gölgesinde bile rahat etmek çok zor. Geçtiğimiz ork saldırısı, sıradan bir ork kabilesi tarafından yapılmamıştı. Üzerlerindeki zırhlar fazla iyi işçilikti. Kılıçları fazla dengeliydi. En önemlisi, öğlen güneşinden etkilenmiyorlardı. Ayrıca sayılarının bu kadar artması köy halkının da dikkatini çekmiş. Belki herkes aynı ağırlıkta hissetmiyor ama ben, köye saldıracak kadar büyük bir orduları olması ihtimalini kafamdan atamıyorum.
Köyün ortasında küçük bir ormanla çevrelenmiş bir Mielikki mabedi var. Nasıl anlatılır bilmiyorum fakat kümelenmiş ağaçlar, aralarında gezen geyikler; dışarıdaki hayatsız havayla çok çelişiyor. Köylülerin bizden ilk istediği şey de bu ormana girmemizdi. İnançlarına göre kötü niyetler taşıyanlar içeriye adım atamazmış. Biz girebildik. Gözlerindeki rahatlamayı görünce bir gelenekten öte bir davranış olduğunu anladım.
Mabetle birlikte bir de Mielikki rahibinden bahsediliyor ama kaç gün geçtiyse de karşılaşamadık. Yine de her fırsatı kollamaya devam ediyorum.
—————————————————————————————————————————
Morbryn's Shield. Efsaneye göre bir grup maceracı tarafından bulunmuş ve ismini buraya gömdükleri büyülü bir kalkandan almış. Bir süredir Morbryn halkıyla birlikte yaşıyoruz. Bize oldukça iyi davranıyorlar. İyi kelimesi hafif kalıyor belki, çünkü başımıza gelen ilk düzgün şey bu. Sıcak bir çorbanın bu kadar kıymetli olacağını unutmamız için fazla zaman geçmesine gerek yokmuş.
Diğerlerinden hâlâ haber yok. Kül Hançerleri'nden kurtulanlar varsa, geri dönmeye çalışmış olmalılar... ama oradan kurtulunabildiğini düşünmek bile zor. Bizim gibi hapishaneden kaçıp buraya varabilmiş başka bir ekip de yok. Sadece biz varız.
Köyün kışla ilgili bir derdi yok gibi. Duvarları uzun, yiyecekleri stoklu. Biz de milis görevleri alıp yatacağımız yerin hakkını ödemek ve biraz da para kazanmak üzere anlaştık. Kış boyunca başka seçeneğimiz yok gibi gözüküyor.
Sadece, bu duvarların gölgesinde bile rahat etmek çok zor. Geçtiğimiz ork saldırısı, sıradan bir ork kabilesi tarafından yapılmamıştı. Üzerlerindeki zırhlar fazla iyi işçilikti. Kılıçları fazla dengeliydi. En önemlisi, öğlen güneşinden etkilenmiyorlardı. Ayrıca sayılarının bu kadar artması köy halkının da dikkatini çekmiş. Belki herkes aynı ağırlıkta hissetmiyor ama ben, köye saldıracak kadar büyük bir orduları olması ihtimalini kafamdan atamıyorum.
Köyün ortasında küçük bir ormanla çevrelenmiş bir Mielikki mabedi var. Nasıl anlatılır bilmiyorum fakat kümelenmiş ağaçlar, aralarında gezen geyikler; dışarıdaki hayatsız havayla çok çelişiyor. Köylülerin bizden ilk istediği şey de bu ormana girmemizdi. İnançlarına göre kötü niyetler taşıyanlar içeriye adım atamazmış. Biz girebildik. Gözlerindeki rahatlamayı görünce bir gelenekten öte bir davranış olduğunu anladım.
Mabetle birlikte bir de Mielikki rahibinden bahsediliyor ama kaç gün geçtiyse de karşılaşamadık. Yine de her fırsatı kollamaya devam ediyorum.
—————————————————————————————————————————
#25
Masaüstü Rol Yapma Oyunları / Ynt: Kayıp Krallıkların Gölges...
Son İleti Gönderen Ruhi - Aralık 23, 2025, 06:14:20 ÖS"Morbryn's Shield'da yazılan notlar"
—————————————————————————————————————————
Sonunda birkaç cümleyi yan yana dizecek kadar gücümü toparlayabildim. Kaybettik. Herkesi, her şeyi. Bunları neden yazıyorum ve nasıl yazacağım bilmiyorum. Sanırım sesim titremeden iyiyim diyebilmek için önce içimi dökmem gerekiyor.
Gözcünün bizi uyarması gerekiyordu. Ya da, belki uyardı ama ben anlamadım. Elini kaldırdığı zaman bizi yanına çağırıyor gibiydi. Çavuş yanına kadar gitti. Bilmediğimiz topraklara girdiğimiz çok belliydi. Her şey bir anda oldu.
Önce gölgelerini, sonra gökyüzünde beliren o devasa taşları gördüm. Taşlar göründüğü anda düşmüş, daha biz nefes alamadan her yeri toz kaplamıştı. O tozların içinden çığlıklar duyuluyor ama kime ait olduklarını seçemiyordum.
Hemen ardından üzerimize koşmaya başlamış olan barbarlar. O an hâlâ durumumuzun ne kadar kötü olduğunu fark edememiştim. Bunu şimdi yazarken utanıyorum. O an cesaretimin, gökten düşen taşları bile durdurabileceğini sandım. Barbarların üzerine doğru koşmaya başladım. Üzerime çullanmaları çok uzun sürmedi, dizlerim yere bastı, omuzlarım toprağa gömüldü. Zırhımın altında ezilirken, kafamın içinde tek bir cümle dönüp duruyordu. Böyle bitmemeli. Böyle bitmemeli. Sonra gözlerim karavanı son bir kez buldu ve o görüntü... Hayallerimizi paylaştığımız herkes birer birer yolculuğunun sonuna ulaşıyordu.
————————————————————————————————————————
—————————————————————————————————————————
Kaç gün sonra ve nerede gözümü açtım bilmiyorum. Hapsedilmiştik. Korvin yanımdaydı. Alvis. Dorn. Rurik de. Onlara bakmam gerekti. İyiler mi diye kontrol etmem gerekiyordu. Hayatta olduğuma sevinmem gerekiyordu belki. Ama ben, hayatımda ilk defa bu derece kontrolümü kaybettim. Sadece kapıyı yumrukluyor, küfürler savuşturuyordum. Bedelini ödemeleri gerekiyordu ve bunu o an sağlayacaktım.
Sesime cevap olarak sadece alay geldi. Aradan ne kadar süre geçti bilmiyorum. Ama sonra... dileğim gerçekleşti. O gün, orkların saldırısı olmasa bugün hayatta olur muyduk, bilmiyorum. Bunu yazmak bile midemi burkuyor. Torm'a her geçen gün teşekkür ediyorum.
O gün ne kadar güçsüz olduğum tekrar tekrar yüzüme çarptı. Savaş alanına dönmüş bu hapishaneden kaçmaya çalışıyorduk. Arkamızdan yetişen ork ekibinin lideriyle karşı karşıya geldiğim anı hatırlıyorum. Ona yaklaştığımı, gözlerimi onun üzerine diktiğimi... sonra da gözümü yerde açtığımı. Bu kadar.
Torm affet. Cesaretim o gün kırıldı. Hiçbir gücümün olmadığını düşünürken Alvis'in desteğiyle kaçmaya devam ettim. O sırada Rurik'i gördüm. Başka bir ork grubuna doğru koşuyordu. Üzerine düşen ışığını görebiliyordum, Rurik çok layık bir takipçin olurdu.
—————————————————————————————————————————
—————————————————————————————————————————
Sonunda birkaç cümleyi yan yana dizecek kadar gücümü toparlayabildim. Kaybettik. Herkesi, her şeyi. Bunları neden yazıyorum ve nasıl yazacağım bilmiyorum. Sanırım sesim titremeden iyiyim diyebilmek için önce içimi dökmem gerekiyor.
Gözcünün bizi uyarması gerekiyordu. Ya da, belki uyardı ama ben anlamadım. Elini kaldırdığı zaman bizi yanına çağırıyor gibiydi. Çavuş yanına kadar gitti. Bilmediğimiz topraklara girdiğimiz çok belliydi. Her şey bir anda oldu.
Önce gölgelerini, sonra gökyüzünde beliren o devasa taşları gördüm. Taşlar göründüğü anda düşmüş, daha biz nefes alamadan her yeri toz kaplamıştı. O tozların içinden çığlıklar duyuluyor ama kime ait olduklarını seçemiyordum.
Hemen ardından üzerimize koşmaya başlamış olan barbarlar. O an hâlâ durumumuzun ne kadar kötü olduğunu fark edememiştim. Bunu şimdi yazarken utanıyorum. O an cesaretimin, gökten düşen taşları bile durdurabileceğini sandım. Barbarların üzerine doğru koşmaya başladım. Üzerime çullanmaları çok uzun sürmedi, dizlerim yere bastı, omuzlarım toprağa gömüldü. Zırhımın altında ezilirken, kafamın içinde tek bir cümle dönüp duruyordu. Böyle bitmemeli. Böyle bitmemeli. Sonra gözlerim karavanı son bir kez buldu ve o görüntü... Hayallerimizi paylaştığımız herkes birer birer yolculuğunun sonuna ulaşıyordu.
————————————————————————————————————————
—————————————————————————————————————————
Kaç gün sonra ve nerede gözümü açtım bilmiyorum. Hapsedilmiştik. Korvin yanımdaydı. Alvis. Dorn. Rurik de. Onlara bakmam gerekti. İyiler mi diye kontrol etmem gerekiyordu. Hayatta olduğuma sevinmem gerekiyordu belki. Ama ben, hayatımda ilk defa bu derece kontrolümü kaybettim. Sadece kapıyı yumrukluyor, küfürler savuşturuyordum. Bedelini ödemeleri gerekiyordu ve bunu o an sağlayacaktım.
Sesime cevap olarak sadece alay geldi. Aradan ne kadar süre geçti bilmiyorum. Ama sonra... dileğim gerçekleşti. O gün, orkların saldırısı olmasa bugün hayatta olur muyduk, bilmiyorum. Bunu yazmak bile midemi burkuyor. Torm'a her geçen gün teşekkür ediyorum.
O gün ne kadar güçsüz olduğum tekrar tekrar yüzüme çarptı. Savaş alanına dönmüş bu hapishaneden kaçmaya çalışıyorduk. Arkamızdan yetişen ork ekibinin lideriyle karşı karşıya geldiğim anı hatırlıyorum. Ona yaklaştığımı, gözlerimi onun üzerine diktiğimi... sonra da gözümü yerde açtığımı. Bu kadar.
Torm affet. Cesaretim o gün kırıldı. Hiçbir gücümün olmadığını düşünürken Alvis'in desteğiyle kaçmaya devam ettim. O sırada Rurik'i gördüm. Başka bir ork grubuna doğru koşuyordu. Üzerine düşen ışığını görebiliyordum, Rurik çok layık bir takipçin olurdu.
—————————————————————————————————————————
#26
Masaüstü Rol Yapma Oyunları / Ynt: Kayıp Krallıkların Gölges...
Son İleti Gönderen Ruhi - Aralık 23, 2025, 06:14:02 ÖS"Dellak Bazrall harabelerinde kaybolmuş kağıt parçaları"
—————————————————————————————————————————
...Demir Kül Hançerleri'ne katıldığımdan beri birkaç on gün oluyor. Her ne kadar sabahları aldığım deniz kokusunu özlesem de yol hayatına alışmaya başladım. En azından artık geceleri daha az uyanıyorum...
—————————————————————————————————————————
—————————————————————————————————————————
...çadırımın tepesinde kendini gösteren küçük bir delikle uzun uzun bakıştım. Yola çıkarken idare eder, diye geçiştirdiğim her şey yüzüme bir bir vuruluyor. Yine de henüz dertlerim bunlarla sınırlı. Önümüzde hâlâ çok uzun bir yol var ve sabahlara kadar yaptığım kılıç talimleri, yalnızca talim olarak kalmaya devam ediyor....
—————————————————————————————————————————
—————————————————————————————————————————
...mutluyum ki burası iyi insanlarla dolu. İlk bakışta belli olmasa da doğru olanı yapmaya çalışan çok kişi var; üstelik, insanın omzunu hafifleten türden. Ben de elimden geldiğince herkesi desteklemeye çalışıyorum. Kamp etrafında vakit buldukça hayatlarımız hakkında konuşmak herkese iyi geliyor...
—————————————————————————————————————————
—————————————————————————————————————————
...Torm'un adıyla, elim açık, yüreğim temiz...
—————————————————————————————————————————
—————————————————————————————————————————
...ve Korvin adında bir büyücü ile seyahat ediyoruz. Yola çıkmadan önce bir büyücü ile karşılaşacağımı hiç düşünmemiştim. Kesinlike buraya ait birisi gibi gözükmüyor. Tüccar bir aileden geldiğini söylese de, bir kralın kayıp varisi desem az kalır. Kalbindeki iyiliği görmek çok zor değil. Bir gün kendi sancağımı yükseltecek olursam, ilk çağıracağım kişi Korvin olurdu...
—————————————————————————————————————————
—————————————————————————————————————————
...gerçekten bu kadar bilgi sahibi olmasının Ogma tarafından bahşedilen bir güç olduğunu düşünüyordum; ancak her gece çadırından gelen kağıt sesleri bunu düşündüğüme utandırmaya devam ediyor. Yanımızda bu kadar bilgili bir rahip olduğu için şanslıyız. Daha önemlisi, Alvis, bilgiyle kibir arasındaki çizgiyi geçmemeyi bilen insanlardan ve beni bu notları tutmaya teşvik ettiği için...
—————————————————————————————————————————
—————————————————————————————————————————
...Torm bizimle, cesaretim bulaşıcı olsun...
—————————————————————————————————————————
"Dellak Bazrall'daki notların sonu"
—————————————————————————————————————————
...Demir Kül Hançerleri'ne katıldığımdan beri birkaç on gün oluyor. Her ne kadar sabahları aldığım deniz kokusunu özlesem de yol hayatına alışmaya başladım. En azından artık geceleri daha az uyanıyorum...
—————————————————————————————————————————
—————————————————————————————————————————
...çadırımın tepesinde kendini gösteren küçük bir delikle uzun uzun bakıştım. Yola çıkarken idare eder, diye geçiştirdiğim her şey yüzüme bir bir vuruluyor. Yine de henüz dertlerim bunlarla sınırlı. Önümüzde hâlâ çok uzun bir yol var ve sabahlara kadar yaptığım kılıç talimleri, yalnızca talim olarak kalmaya devam ediyor....
—————————————————————————————————————————
—————————————————————————————————————————
...mutluyum ki burası iyi insanlarla dolu. İlk bakışta belli olmasa da doğru olanı yapmaya çalışan çok kişi var; üstelik, insanın omzunu hafifleten türden. Ben de elimden geldiğince herkesi desteklemeye çalışıyorum. Kamp etrafında vakit buldukça hayatlarımız hakkında konuşmak herkese iyi geliyor...
—————————————————————————————————————————
—————————————————————————————————————————
...Torm'un adıyla, elim açık, yüreğim temiz...
—————————————————————————————————————————
—————————————————————————————————————————
...ve Korvin adında bir büyücü ile seyahat ediyoruz. Yola çıkmadan önce bir büyücü ile karşılaşacağımı hiç düşünmemiştim. Kesinlike buraya ait birisi gibi gözükmüyor. Tüccar bir aileden geldiğini söylese de, bir kralın kayıp varisi desem az kalır. Kalbindeki iyiliği görmek çok zor değil. Bir gün kendi sancağımı yükseltecek olursam, ilk çağıracağım kişi Korvin olurdu...
—————————————————————————————————————————
—————————————————————————————————————————
...gerçekten bu kadar bilgi sahibi olmasının Ogma tarafından bahşedilen bir güç olduğunu düşünüyordum; ancak her gece çadırından gelen kağıt sesleri bunu düşündüğüme utandırmaya devam ediyor. Yanımızda bu kadar bilgili bir rahip olduğu için şanslıyız. Daha önemlisi, Alvis, bilgiyle kibir arasındaki çizgiyi geçmemeyi bilen insanlardan ve beni bu notları tutmaya teşvik ettiği için...
—————————————————————————————————————————
—————————————————————————————————————————
...Torm bizimle, cesaretim bulaşıcı olsun...
—————————————————————————————————————————
"Dellak Bazrall'daki notların sonu"
#27
Masaüstü Rol Yapma Oyunları / Kayıp Krallıkların Gölgesinde ...
Son İleti Gönderen Ruhi - Aralık 23, 2025, 06:12:36 ÖSEkim 2025'te başladığımız hikayeden notlar.
#28
Masaüstü Rol Yapma Oyunları / Ynt: Unutulmuş Servetin Bedeli...
Son İleti Gönderen Ruhi - Aralık 19, 2025, 05:12:57 ÖSUnutulmuş Servetin Güncesi
Amn, Tarsakh - Fırtınaların Pençesinin Dördü, 1370 DR
Altın Suyu'na vardığımızda, suyun rengi altın değildi; fakat insanın içini yoklayan bir ağırlığı vardı. Esmeraltan'ın güneyinde, haritalarda küçük, dertlerde büyük bir kasaba. Taşları yerinde ama düzeni gevşekti. Düzen gevşekse, düşman içerdedir. Kızıl bilir.
Bu topraklara dönüşüm tesadüf değil. Gölge-Parıltı Madeni... Adını ilk duyduğumda, kulağımda bir dua gibi çınladı. Kaybolmuş bir maden, kaybolmuş bir hanenin hatırası. Arnise-Montan'ın kırılan dişlerinden biri. Şu an o diş, ogrelerin ve trollerin ağzında öğütülüyor olabilir. Görevim o dişi alıp leydinin hizmetinde bir kılıca dönüştürmek. Hanedanı geri kurmak bir araç. Esas olan bir nizam kurmak. Şövalye Nizamı, Leydi'nin ve Baba'nın hizmetinde. Lakin henüz hiç bir şey bilmiyorum. Bilmemek ağırdır; fakat bilmeden plan kurulmaz. Ben de bilgi toplama işine koyuldum.
Dalen Varlinth adında bir adam, maden hakkında bildiği olduğunu söylemişti. O yüzden buradayım. Yanımda iki kişi var: Lorian ve Beric. Lorian... Can borcunu ödemekle biraz mangır toplamak arasında bir amaçla yoldaş oldu bana şehir kolcusu. Gözleri hızlı, dili çevik. Kuralları bilir ama onların arasından geçmesini de becerir. Düzenin içinden iş gören adamlara ihtiyacım var. Kılıç değil; anahtar taşır bu tipler. Onu izliyorum. Henüz kendisine bir ad koymadım; ama nizamda bir "iş bitirici" yeri var, boş durur. Beric ise başka. Tempus inananı bir köylü. Kılıcı konuşur, kendisi az konuşur. Uyanık değil; ama uyanık olmaması bazen nimettir. Saflığı düzgün bir hatta koyarsan, çelik gibi ilerler. Onu şimdiden nizamın muhtemel şampiyonu olarak zihnime yazdım. Henüz kendisi bilmez ama kızılın hesabıyla...
Dalen'in evine vardığımızda, kapının önünde bir kalabalık vardı. Borç... İnsanları en hızlı birleştiren dua. "Bu ev bizim patronun," dediler. Kimin patronu olduğu belli olmayan adamlardı. Ben soylu havalarına girmedim; zira soyluluk bağırınca değil, yürüyünce belli olur. İçeri geçmek istedim. Yolum kesildi. Beric'te yolumu açtı. Sonrası kavga... Düzen bozuldu. Kızıl üstümüzde. Muhafızlar gelene kadar yumruklar konuştu, kemikler ikna olmadı. Çok sürmedi. İçeri girdik.
Dalen'le konuştuk. Konuşmak dediysem, daha çok pazarlık etti. Amcasının Ilmater'e meylettiğini, bataklığın güneyinde bir köye gittiğini söyledi. Malların, evin, mülkün devri için belge istedi. Eski bir expertiz raporu varmış; madene dair. Günlük... Amcasının Esmeraltan'daki banka kasasında. Belgeleri imzalarsak, raporu verecek.
Söz verdik. Sözler yazıya döküldü. Yazı bağlar. Leydi bağladı.
Oradan ayrıldık. Sala bindik, Altın Sahil Köyüne vardık. Amca, cefa çekmek için bataklığın içine yürümüş. İlginçtir; insanlar bazen Tanrı'ya yaklaşmak için, dünyadan uzaklaşır. Evi bulduğumuzda arbede izleri vardı. İzler bizi bataklığın kalbine götürdü.
Ve orada... Kertenoğulları. Soğuk kanlı, habis tanrılı, insan kanını ritüele çeviren mahlûklar. Mağaralarında insan kurban ettikleri bir tapınak bulduk. Düzen yoktu; ama ritüel vardı. Kızıl böyle şeyleri sevmez. Çarpışma sertti. Kertenoğullarını temizlerken şamanları bana sağlam vurdu. Bir anlık karanlık... Hesap şaştı. Sanki son nefes. Yere düştüm. Şah devrildi sandım.
Ama kalktım.
İksir... Dost eli... Plan devam etti. Kertenoğullarını Berick ve Lorian temizledi. Bende tapınağı. Cesetleri gömmek istedim, Berick ve Lorian çatışmadan mütevellit yorgunlardı. Tamam dedim, bir araya getirip yaktık. Ruhları huzur bulsun diye duamı ettim. Düzgün yapıldıysa, düşman bile rahat eder. Kızıl bilir. Sonra bir ağırlık hissettim. İki ayrı bakış, doğrudan değil, sanki göz ucuyla bakışları bana değdi iki ilahinin. Leydimden eminim, ama Baba mıydı diğeri? Yoksa amcanın kutsisi mi?
Geri döndüğümüzde yeni bir eksik vardı: Dalen yoktu Lorian kaçırmışlar dedi. Evde Selune'a ait bir sunak bulduk. Beric, adamantitten, dolunay biçimli ağır bir kılıç tokmağı çıkardı bir yerden. Kılıç konuşur bazen; ama daha çok niyet söyler. Bunu not ettim.
Lorian'ın peşinde izler bizi Küçük Altın Sahil'e götürdü. İki köy arasında isim kavgası varmış; ama kavga küçük, dert büyük. Orada Silvar'la tanıştık. Gölge Hırsızlarından biri olduğu her hâlinden belliydi. Dalen'i Raventhos'un almış olabileceğini söyledi. "O aldıysa," dedi, "ortağız." Sözleri düzgün, niyeti bulanık. Onu dinledim. Dinlerken tarttım. Başta kılıcın peşinde sandım; sonra anlamazdan gelince, işin başka olduğunu düşündüm. Silvar ya Raventhos'u temizlemekle görevliydi, bahanesini verdik ya da temizlendikten sonra suçu üzerine yıkacak bir taş arıyor. Taş olmak istemem. Oyunu kurmak lazım gelir.
Raventhos'la görüştük. Aşağıda Dalen'e işkence yapıyormuş. Adamlarının bataklıkta kaybolduğunu söyledi. Kurban edildiklerini, ruhlarının yolcu edildiğini anlattım. Umursamadı. "Devam ederim," dedi. Kızıl böyle küstahlığı not eder. Silvar'la yeniden buluştuk. Ortağız dedik. Gece yarısı malikaneye saldıracağız. İçeride sekiz on silahlı muhafız olabilir, dördünü saydık. Sayı makul. Hatları çizip, çıkışları belirlemek kaldı. Evvela geri çekilme planını yapmak lazım. Leydim sen bizi gecenin şerrinden koru.
Oyun henüz başlamadı.
Ama hamle vakti yaklaştı.
Kızıl bilir.
Şah...
Amn, Tarsakh - Fırtınaların Pençesinin Dördü, 1370 DR
Altın Suyu'na vardığımızda, suyun rengi altın değildi; fakat insanın içini yoklayan bir ağırlığı vardı. Esmeraltan'ın güneyinde, haritalarda küçük, dertlerde büyük bir kasaba. Taşları yerinde ama düzeni gevşekti. Düzen gevşekse, düşman içerdedir. Kızıl bilir.
Bu topraklara dönüşüm tesadüf değil. Gölge-Parıltı Madeni... Adını ilk duyduğumda, kulağımda bir dua gibi çınladı. Kaybolmuş bir maden, kaybolmuş bir hanenin hatırası. Arnise-Montan'ın kırılan dişlerinden biri. Şu an o diş, ogrelerin ve trollerin ağzında öğütülüyor olabilir. Görevim o dişi alıp leydinin hizmetinde bir kılıca dönüştürmek. Hanedanı geri kurmak bir araç. Esas olan bir nizam kurmak. Şövalye Nizamı, Leydi'nin ve Baba'nın hizmetinde. Lakin henüz hiç bir şey bilmiyorum. Bilmemek ağırdır; fakat bilmeden plan kurulmaz. Ben de bilgi toplama işine koyuldum.
Dalen Varlinth adında bir adam, maden hakkında bildiği olduğunu söylemişti. O yüzden buradayım. Yanımda iki kişi var: Lorian ve Beric. Lorian... Can borcunu ödemekle biraz mangır toplamak arasında bir amaçla yoldaş oldu bana şehir kolcusu. Gözleri hızlı, dili çevik. Kuralları bilir ama onların arasından geçmesini de becerir. Düzenin içinden iş gören adamlara ihtiyacım var. Kılıç değil; anahtar taşır bu tipler. Onu izliyorum. Henüz kendisine bir ad koymadım; ama nizamda bir "iş bitirici" yeri var, boş durur. Beric ise başka. Tempus inananı bir köylü. Kılıcı konuşur, kendisi az konuşur. Uyanık değil; ama uyanık olmaması bazen nimettir. Saflığı düzgün bir hatta koyarsan, çelik gibi ilerler. Onu şimdiden nizamın muhtemel şampiyonu olarak zihnime yazdım. Henüz kendisi bilmez ama kızılın hesabıyla...
Dalen'in evine vardığımızda, kapının önünde bir kalabalık vardı. Borç... İnsanları en hızlı birleştiren dua. "Bu ev bizim patronun," dediler. Kimin patronu olduğu belli olmayan adamlardı. Ben soylu havalarına girmedim; zira soyluluk bağırınca değil, yürüyünce belli olur. İçeri geçmek istedim. Yolum kesildi. Beric'te yolumu açtı. Sonrası kavga... Düzen bozuldu. Kızıl üstümüzde. Muhafızlar gelene kadar yumruklar konuştu, kemikler ikna olmadı. Çok sürmedi. İçeri girdik.
Dalen'le konuştuk. Konuşmak dediysem, daha çok pazarlık etti. Amcasının Ilmater'e meylettiğini, bataklığın güneyinde bir köye gittiğini söyledi. Malların, evin, mülkün devri için belge istedi. Eski bir expertiz raporu varmış; madene dair. Günlük... Amcasının Esmeraltan'daki banka kasasında. Belgeleri imzalarsak, raporu verecek.
Söz verdik. Sözler yazıya döküldü. Yazı bağlar. Leydi bağladı.
Oradan ayrıldık. Sala bindik, Altın Sahil Köyüne vardık. Amca, cefa çekmek için bataklığın içine yürümüş. İlginçtir; insanlar bazen Tanrı'ya yaklaşmak için, dünyadan uzaklaşır. Evi bulduğumuzda arbede izleri vardı. İzler bizi bataklığın kalbine götürdü.
Ve orada... Kertenoğulları. Soğuk kanlı, habis tanrılı, insan kanını ritüele çeviren mahlûklar. Mağaralarında insan kurban ettikleri bir tapınak bulduk. Düzen yoktu; ama ritüel vardı. Kızıl böyle şeyleri sevmez. Çarpışma sertti. Kertenoğullarını temizlerken şamanları bana sağlam vurdu. Bir anlık karanlık... Hesap şaştı. Sanki son nefes. Yere düştüm. Şah devrildi sandım.
Ama kalktım.
İksir... Dost eli... Plan devam etti. Kertenoğullarını Berick ve Lorian temizledi. Bende tapınağı. Cesetleri gömmek istedim, Berick ve Lorian çatışmadan mütevellit yorgunlardı. Tamam dedim, bir araya getirip yaktık. Ruhları huzur bulsun diye duamı ettim. Düzgün yapıldıysa, düşman bile rahat eder. Kızıl bilir. Sonra bir ağırlık hissettim. İki ayrı bakış, doğrudan değil, sanki göz ucuyla bakışları bana değdi iki ilahinin. Leydimden eminim, ama Baba mıydı diğeri? Yoksa amcanın kutsisi mi?
Geri döndüğümüzde yeni bir eksik vardı: Dalen yoktu Lorian kaçırmışlar dedi. Evde Selune'a ait bir sunak bulduk. Beric, adamantitten, dolunay biçimli ağır bir kılıç tokmağı çıkardı bir yerden. Kılıç konuşur bazen; ama daha çok niyet söyler. Bunu not ettim.
Lorian'ın peşinde izler bizi Küçük Altın Sahil'e götürdü. İki köy arasında isim kavgası varmış; ama kavga küçük, dert büyük. Orada Silvar'la tanıştık. Gölge Hırsızlarından biri olduğu her hâlinden belliydi. Dalen'i Raventhos'un almış olabileceğini söyledi. "O aldıysa," dedi, "ortağız." Sözleri düzgün, niyeti bulanık. Onu dinledim. Dinlerken tarttım. Başta kılıcın peşinde sandım; sonra anlamazdan gelince, işin başka olduğunu düşündüm. Silvar ya Raventhos'u temizlemekle görevliydi, bahanesini verdik ya da temizlendikten sonra suçu üzerine yıkacak bir taş arıyor. Taş olmak istemem. Oyunu kurmak lazım gelir.
Raventhos'la görüştük. Aşağıda Dalen'e işkence yapıyormuş. Adamlarının bataklıkta kaybolduğunu söyledi. Kurban edildiklerini, ruhlarının yolcu edildiğini anlattım. Umursamadı. "Devam ederim," dedi. Kızıl böyle küstahlığı not eder. Silvar'la yeniden buluştuk. Ortağız dedik. Gece yarısı malikaneye saldıracağız. İçeride sekiz on silahlı muhafız olabilir, dördünü saydık. Sayı makul. Hatları çizip, çıkışları belirlemek kaldı. Evvela geri çekilme planını yapmak lazım. Leydim sen bizi gecenin şerrinden koru.
Oyun henüz başlamadı.
Ama hamle vakti yaklaştı.
Kızıl bilir.
Şah...
#29
Masaüstü Rol Yapma Oyunları / Unutulmuş Servetin Bedeli (FR ...
Son İleti Gönderen Ruhi - Aralık 19, 2025, 05:10:38 ÖS2025 Aralık'ta başladığımız hikayenin oyun içi notları
#30
Ligler & Kumpanyalar / Kuzey Afrika Tunus Seferleri -...
Son İleti Gönderen Ruhi - Kasım 28, 2025, 09:56:52 ÖÖFoW Tunis Seferi - III & Kasserine Geçidi Muharebeleri Şubat 1943
5. Campaign Finali – "Thala Düşer"
Gün doğarken İngiliz ve Amerikan topçusu vadi girişini bir kez daha ateşe boğdu. Müttefik tankları ve piyadeleri ileri atıldı; ancak Axis hattı düşmedi.
10. Panzerdivision'un geriye kalan tankları, Centauro'nun yarı çalışır durumdaki zırhlılarıyla birlikte cephenin merkezine yüklenmeye devam etti. Motorları neredeyse boş depoyla çalışsa da, devam ettiler.
Müttefikler ardı ardına kayıplar verseler de, savunmalarını tamamen çözülmeden geri çekilmeyi başardılar. Fakat günün sonunda vadi artık Axis'in kontrolüne geçmişti.
Bu hattan, Tunus'un güneybatısından yapılacak bir başka Müttefik taarruzu zaman alacaktı; şimdi Axis için kuzey Tunus'ta yeniden saldırı hazırlığı yapma ve Operation Torch sonrasında sahile tutunan güçleri geri sürme fırsatı doğmuştu.
Tarihsel Karşılaştırma ve Campaign Sonucu
Tarihsel olarak Kasserine Geçici Muharebeleri özellikle Amerikan güçlerinin hazırsızlıklarını ve tecrübesizliklerini tam anlamıyla gözler önüne sürmüştür. Almanlara karşı durabileceği tahmin edilen Amerikan güçleri çok da direnç gösteremeden büyük kayıplar vermiştir. Amerikan birlikleri sürekli geri çekilip, Kasserine ve Thala'da İngiliz topçuları ve az sayıda da olan Özgür Fransız güçleri desteği olmasa tamamen yok olma tehlikesiyle karşılaşmıştır. Rommel liderliğindeki güçler ikmalde zorlanınca Müttefiklere yeterince kayıp verdiklerine karar verip, kırılma olmayacağına kanaat getirip, geri çekilmeyi tercih etmişlerdir.
Bizim campaign'de genel olarak benzer bir durum yaşadık. İlk oyunlar (1 ve 2.maçlar) tam tarihi olarak Amerikan güçlerinin kayıplar vererek geri çekilmesiyle geçti. Kasserine tarafındaki saldırı (Bizim 3.maç) Ally tarafından durdurulabildi. Tarihsel olarak böyle olmamıştır. Ancak Thala tarafındaki saldırı(4.maç) ise tam tersi , Ally tarafından durdurulmuştur. Tarihte Geçidin arkasına geçmekteki çapası son bir Ally counter-attack'ı ile durdurulmuştur. Bizim maçta böyle olmadı. Thala'daki Counter-Attack(5.Maç) başarısız oldu.
Tarihin aksine Axis saldırısı son nefesinde Geçidi kontrol altında tutmayı başardı. Bu nedenle Campaign'in bu ayağını Axis güçleri kazandı. Tebrikler @levent @ismail
Sonuç olarak, Axis zaferiyle Kasserine Geçidi Muharebeleri sonuçlandı. Kolleksiyonlarımızda olsa Özgür Fransız güçlerini kullanmak isterdim, ama umalım gelecekte. Bir de bu adım da dahil sonrakileri hep Forum'da yazmak istiyorum ki kaybolmasın belki tekrar oynamak isteriz.
Katılan arkadaşlara çok teşekkürler ve ellerinize sağlık. Şubat sonu-Mart başı Kuzey Tunus Axis saldırıları (Operation Ochsenkopf) oyunlarında Tunus Campaign'i devam edecek.
Tarihsel Okuma:
Kasserine Geçidi Muharebeleri Amerikalıların savaşta ilk büyük kara mağlubiyeti olduğu için çok sayıda kaynak bulunmakta. Wiki linkini bırakıp gidiyorum: https://en.wikipedia.org/wiki/Battle_of_Kasserine_Pass
İlk Defa Foruma Atıldığından bu kısımda oynanan senaryolar şunlardı:
1. Fighting Withdrawl
2. Fighting Withdrawl
3. Hold the Line
4. Hasty Attack
5. Counter Attack
5. Campaign Finali – "Thala Düşer"
Gün doğarken İngiliz ve Amerikan topçusu vadi girişini bir kez daha ateşe boğdu. Müttefik tankları ve piyadeleri ileri atıldı; ancak Axis hattı düşmedi.
10. Panzerdivision'un geriye kalan tankları, Centauro'nun yarı çalışır durumdaki zırhlılarıyla birlikte cephenin merkezine yüklenmeye devam etti. Motorları neredeyse boş depoyla çalışsa da, devam ettiler.
Müttefikler ardı ardına kayıplar verseler de, savunmalarını tamamen çözülmeden geri çekilmeyi başardılar. Fakat günün sonunda vadi artık Axis'in kontrolüne geçmişti.
Bu hattan, Tunus'un güneybatısından yapılacak bir başka Müttefik taarruzu zaman alacaktı; şimdi Axis için kuzey Tunus'ta yeniden saldırı hazırlığı yapma ve Operation Torch sonrasında sahile tutunan güçleri geri sürme fırsatı doğmuştu.
Tarihsel Karşılaştırma ve Campaign Sonucu
Tarihsel olarak Kasserine Geçici Muharebeleri özellikle Amerikan güçlerinin hazırsızlıklarını ve tecrübesizliklerini tam anlamıyla gözler önüne sürmüştür. Almanlara karşı durabileceği tahmin edilen Amerikan güçleri çok da direnç gösteremeden büyük kayıplar vermiştir. Amerikan birlikleri sürekli geri çekilip, Kasserine ve Thala'da İngiliz topçuları ve az sayıda da olan Özgür Fransız güçleri desteği olmasa tamamen yok olma tehlikesiyle karşılaşmıştır. Rommel liderliğindeki güçler ikmalde zorlanınca Müttefiklere yeterince kayıp verdiklerine karar verip, kırılma olmayacağına kanaat getirip, geri çekilmeyi tercih etmişlerdir.
Bizim campaign'de genel olarak benzer bir durum yaşadık. İlk oyunlar (1 ve 2.maçlar) tam tarihi olarak Amerikan güçlerinin kayıplar vererek geri çekilmesiyle geçti. Kasserine tarafındaki saldırı (Bizim 3.maç) Ally tarafından durdurulabildi. Tarihsel olarak böyle olmamıştır. Ancak Thala tarafındaki saldırı(4.maç) ise tam tersi , Ally tarafından durdurulmuştur. Tarihte Geçidin arkasına geçmekteki çapası son bir Ally counter-attack'ı ile durdurulmuştur. Bizim maçta böyle olmadı. Thala'daki Counter-Attack(5.Maç) başarısız oldu.
Tarihin aksine Axis saldırısı son nefesinde Geçidi kontrol altında tutmayı başardı. Bu nedenle Campaign'in bu ayağını Axis güçleri kazandı. Tebrikler @levent @ismail
Sonuç olarak, Axis zaferiyle Kasserine Geçidi Muharebeleri sonuçlandı. Kolleksiyonlarımızda olsa Özgür Fransız güçlerini kullanmak isterdim, ama umalım gelecekte. Bir de bu adım da dahil sonrakileri hep Forum'da yazmak istiyorum ki kaybolmasın belki tekrar oynamak isteriz.
Katılan arkadaşlara çok teşekkürler ve ellerinize sağlık. Şubat sonu-Mart başı Kuzey Tunus Axis saldırıları (Operation Ochsenkopf) oyunlarında Tunus Campaign'i devam edecek.
Tarihsel Okuma:
Kasserine Geçidi Muharebeleri Amerikalıların savaşta ilk büyük kara mağlubiyeti olduğu için çok sayıda kaynak bulunmakta. Wiki linkini bırakıp gidiyorum: https://en.wikipedia.org/wiki/Battle_of_Kasserine_Pass
İlk Defa Foruma Atıldığından bu kısımda oynanan senaryolar şunlardı:
1. Fighting Withdrawl
2. Fighting Withdrawl
3. Hold the Line
4. Hasty Attack
5. Counter Attack