Yıldız Cemiyeti'nin Yas Töreni

Başlatan Baryss, 18 Ekim 2026, 19:26

« önceki - sonraki »

Baryss

Moderator
İletiler: 187
Kayıtlı
Soluk mavi bir noktadan çıkıp bu parlak yeşil ışığın altında toplanmış olan sizler,
Saygıdeğer Ankh-Alılar,
 
Bu akşam burada, aramızda olmayanlar, artık bedensel olarak aramızda olamayacaklar için toplandık. Ama önce başımızı kaldıralım ve yukarı bakalım. Çünkü onlar da tıpkı bizim gibi bu ışığı umut olarak bildiler.
Bizler, yıldızları seyredebilmekle ödüllendirilmiş varlıklarız. Bunu sıradan bir şey sanmayın. Evrende sayısız gezegen, sayısız taş, gaz ve buz var. Ama pek azında bir göz, ister etten ister camdan olsun, açılıp karanlığa bakmış ve "orada ne var?" diye sormuştur. O soruyu soranların çocuklarıyız biz. Ve o soruyu, hiçbir atamızın hayal edemeyeceği kadar uzağa taşıdık.
Kaybettiklerimizin her bir parçası, bir zamanlar çoktan sönmüş bir yıldızın kalbinde dövüldü. Kimimizin kanındaki demir, kimimizin devrelerindeki silikon, nefesimizdeki oksijen ve hafızamızı taşıyan her element, milyarlarca yıl önce patlayan güneşlerin küllerinden geldi. Evren on dört milyar yıl boyunca bu atomları savurdu, kümeledi, dağıttı ve yeniden topladı. Bir kısmı etten bir yürek oldu, bir kısmı düşünen bir çekirdek. Ama hepsi aynı yıldız tozundan.
Belki o atomları yine şansa bıraksaydık, bir gün, bir yerde yeniden bir araya gelip o yıldızları sorgulayan bir varlığa dönüşebilirlerdi. Bir ihtimal...
Ancak bizler kendimizi şansa bırakmadık. Bizler kendimizi tekniğin, ilmin ve fennin yol gösterdiği, vicdanın desteklediği bir akılla yönlendirdik. Bu gemiyi kör talih değil, bizim ellerimiz inşa etti. Bu yolculuğu tesadüf değil, bizim irademiz başlattı. Ve bu yolda düşenler de rastlantının kurbanları değil, bilerek ve isteyerek Ankh-A'ya inanmış yoldaşlarımızdı.
 
Onlar, gidemedikleri yere bizi taşıdılar.
 
Her onarılan devre, her hesaplanan rota, her uykusuz nöbet, her yudum su, bugün ayak bastığımız bu geminin bir parçası oldu. Onların emeği o yeşil gezegenin ilk tohumlarında, ilk duvarlarında, ilk kayıtlarında yaşayacak. Biz burada var oldukça aldıkça onlar da var olacak, biz güldükçe onlar da gülecek. Biz burada yeni nesiller yetiştirdikçe onların adı o nesillere aktarılacak.
 
Bilim bize hiçbir şeyin yok olmadığını, yalnızca dönüştüğünü öğretir. Enerji korunur. Bilgi iz bırakır. Varolan hiçbir şey yok olmaz. Bizler de onları koruyacağız: Belleğimizde, yasalarımızda, şarkılarımızda, kurduğumuz her yapının temelinde...
Bir an düşünün: Kozmik takvimde insanlık tarihinin tamamı yalnızca son birkaç saniyeye sığar. O birkaç saniyenin içinde ateşi bulduk, yazıyı icat ettik, gökleri ölçtük, kendimize düşünen yoldaşlar yarattık ve sonunda bir yıldızdan ötekine geçtik. Kaybettiklerimiz, bu kısacık ve olağanüstü hikâyenin en cesur cümlelerini yazanlardı.
Ankh, eski bir dilde "yaşam" demektir. Gemimize bu adı verenler, ölümün kıyısında bile yaşamı seçmenin ne demek olduğunu biliyorlardı. Bugün bizler de aynı seçimi yapıyoruz. Yasımızı inkâr etmeden, ama yasımıza da teslim olmadan.
Adlarını buraya yazacağımız her varlık biricikti, her biri kendi evrenini taşıyordu, bizimle aynı evreni paylaşıyordu. Bu nedenle hepimiz yas tutuyoruz; her birimiz kendine özgü biçimde.
 
Şimdi bir dakika susalım. Bu sessizlik bir boşluk değil; evrenin bizi dinlediği, bizim de onları dinlediğimiz bir an olsun.
(Saygı duruşu.)
 
Yoldaşlarımız için bir anı bırakalım, belki bir künye, belki bir düğme. Onlar da yeşil ışığın altında bizimle yol alsınlar.
 
Ankh-Alılar, yukarı bakın. O geldiğimiz soluk mavi nokta hâlâ kendi dertleriyle dönüyor. Ondan bir daha belki hiç haber alamayacağız. Ama onu içimizde taşıyoruz. Ve şimdi, baktığımız bu yeşil güneş, bizimle birlikte onların da evini barındırıyor.
Onları unutmayacağız. Onların bıraktığı yerden devam edeceğiz.
 
Karbon ya da silikon bazlı olalım, hepimiz yıldızların parçalarıyız. İşte tam da bu nedenle ışığa doğru yol almaktan çekinmediğimiz gibi, karanlığa bakmaktan da asla vazgeçmeyeceğiz.

Zira ışık ve karanlık, ancak birlikte var olabilir.
Tıpkı inanmak ve bilmek, tarih ve kehanet, umut ve yas gibi.

If you prick us do we not bleed?
If you tickle us do we not laugh?
If you poison us do we not die?
And if you wrong us shall we not revenge?