Merhaba Ziyaretçi

Gönderen Konu: Kutsal Seyyah Ituralde'nin Seyahatnamesi  (Okunma sayısı 1298 defa)

Antimodes

  • Misafir
  • İleti: 1065
    • E-Posta
Kutsal Seyyah Ituralde'nin Seyahatnamesi
« : Haziran 16, 2011, 04:02:00 ÖS »
KS 2532, Baharbaşı 22

Manastırın bahçesinden İmparatorluğun güney sınırını oluşturan Tevaril Nehri ve ötesinde uzanan ovalara doğru baktım bugün. Ufuk çizgisini fersahlar sonra başlayan ormanlar oluşturuyordu. Hava kararırken akşam melteminin üzerimden akıp geçtiğini hissettim, meltemin serinliği batmakta olan güneşin sıcaklığına karıştı. Açık denizden iç denize doğru esen meltem deniz kokusunu manastıra kadar taşıyordu.

Gözlerim görüyor, tenim hissediyor, burnum deniz kokusunu alıyordu ancak zihnime tek bir his hakimdi, henüz 1 saat önce parmağıma taktığım kutsal yüzüğün varlığı. Ne ağırdı nede sıkıyordu ama ordaydı ve sadece varlığı tüm zihnimi kaplamaya yetiyordu.  Benim el yazım mastar alınarak yüzüğün üstüne işlenmiş KS harfleri azalmakta olan güneş ışığında parlamaktaydı.

Yüzlerce yıldır ruhbanlığa kabul törenlerinde Kutsal Seyyahlara Jain’in kutsal sembolü olan bir kolye ve özel damga yüzüğü takılmakta. Doğduğumdan beri yuvam olan bu manastırda daha önce onlarca kez bu töreni izlemişliğim var. Ancak şimdi anlıyorum ki insanın kendi töreni hayat boyu hatırlayacağı özel bir anmış. Üstat Jain’in varlığını ruhumda hissettiğim o anı asla unutmayacağım.

Damga yüzüğüm olduğuna göre artık seyahatname yazmaya hak kazandım ve okuduğunuz seyahatnamemin ilk sayfası. Henüz yolculuğum başlamadı ama yaz güneşi topraklara düşmeden ben yola düşmüş olacağım.



NOT: Bilgi Kilisesi’nin kendine ait bir tarihlendirme sistemi bulunmakta. KS Kuruluştan Sonra anlamına geliyor. Kilisenin iddiası İmparatorluğun ve Kilisenin eş zamanlı kurulduğu. Bu nedenle Kuruluş hem İlk İmparatorluğun hem de kilisenin kuruluşunu temsil etmekte. Bu bilginin doğruluğu hakkında elde kesin bir veri bulunmamakta ancak Kilisenin elinde bulunan gizli kayıtlarda neler olduğunu yaşayan çok az sayıda insan bilmekte.

Kilise takviminde 300 günden oluşan yılı 30’ar günlük 10 aya ayırmakta;

Fel – Kış ortasına denk gelen Bilge Herid Fel’in adını taşıyan yılın ilk ayı.
Kışsonu
Baharbaşı
Baharsonu
Yazbaşı
Jain – Yaz ortasına denk gelen Üstat Jain’in adını taşıyan yılın 6. ayı.
Yazsonu
Güzbaşı
Güzsonu
Kışbaşı
« Son Düzenleme: Haziran 22, 2011, 12:24:49 ÖS Gönderen: Antimodes »

Antimodes

  • Misafir
  • İleti: 1065
    • E-Posta
Ynt: Kutsal Seyyah Ituralde'nin Seyahatnamesi
« Yanıtla #1 : Haziran 21, 2011, 01:54:13 ÖS »
KS 2532, Baharsonu 17

Bugün ilk defa Üstat Knup'un odasını gördüm. Tüm Kutsal Seyyah'ları yöneten kişinin odası beklentilerimin ötesine geçti. Odanın her yanında geçmiş seyahatlerinden topladığını tahmin ettiği onlarca obje vardı. Duvarlar nerdeyse tamamen haritalarla kaplıydı, raflarda belki de yüzlerce seyahatname bulunuyordu.

Üstat Knup orta yaşlarını çoktan geçmiş olmasına rağmen dinç kalmayı başarmış bir adam, seyahat ederek geçirdiği yıllar sayesinde genç kalmış olmalı. Kısa boyuna rağmen insanı etkileyen otoriter bir duruşa ve etkileyici bariton bir sese sahip.

Ruhbanlığa yeni kabul edilen kutsallara genelde tapınak içi görevler veya İmparatorluk içine yapılacak rutin gezilerle ilgili görevler verilir, benim umudum küçükte olsa bir seyahat görevi ile tapınak dışına çıkmaktı. Ancak Üstat Knup’un bana uygun gördüğü görev tüm beklentilerimin üstüne çıktı.

Üstat Lagriman sınırında geçen sene kurulan İmparatorluk karakolundan bahsetmeye başladığında kısa bir karakol ziyareti görevi alacağımı düşünmeye başlamıştım. Ancak peşi sıra gelen sözleri kulaklarım duysa da aklım almakta zorlandı.

Bu karakoldan Lanetli topraklara doğru bir keşif görevi başlatılıyormuş, görevin devamında haritalandırılan bölgende koloni kurulması da gündemdeymiş. Başta tecrübeli bir kutsalın bu keşif görevine katılması düşünülmüş ancak göreve daha çok genç maceraperestlerin katılacağı tahmin edildiğinden benim bu göreve daha uygun olduğum kararına varılmış.

Kadim kalıntıların olduğu Lagriman bölgesine kaşifler gönderilecek ve ben onlarda biri olacağım. Böylesine büyük bir fırsatı nasıl yakaladığımı aklım hala almıyor. Üstat’a güvenlerini boşa çıkarmamak için elinden gelen her şeyi yapacağımı belirttim.

Birkaç gün içinde yola çıkıyorum. Kaşifler sınıra yakın şehirlerde toplanıp karakola götürülecekmiş. Lanetli toprakları kendi gözümle göreceğim günleri iple çekiyorum. Kütüphanede bulunan eski haritalara biraz baktım ama sınırın ötesi ile ilgili ayrıntılı bir harita bulamadım, bir tane bile güncel harita yoktu.

Sınırın hemen ötesi olmasına rağmen elde neredeyse hiçbir bilgi olmayan bakir bir bölgeyi keşfetmeye gidiyorum. Jain dualarımı kabul etti.
« Son Düzenleme: Haziran 22, 2011, 12:25:15 ÖS Gönderen: Antimodes »

Antimodes

  • Misafir
  • İleti: 1065
    • E-Posta
Ynt: Kutsal Seyyah Ituralde'nin Seyahatnamesi
« Yanıtla #2 : Haziran 21, 2011, 04:04:10 ÖS »
KS 2532, Yazbaşı 8

Uzun ve yorucu bir yolculuğun sonunda Yeni Umut sınır karakoluna vardık. Karakol kadim zamandan kalma kalıntıların üstüne kurulmuş, kalıntılar kullanılarak kalınacak ufak tefek bir iki mekan ayarlanmış ancak çoğunluk çadırlarda kalıyor. Kalıntıların çevresine kütükten bir koruma duvarı yapılmış.

Beraber geldiğim grupta 3 kişi daha var. Bir tanesi Qua adında eski bir denizci, sanırım korsanlıktan yakalanmış ve ceza olarak buraya sürülmüş. Diğeri iyi giyimli kendini ağırdan satan Franz adında bir soylu, buralarda ne işi var pek anlamadım. Sonuncusu hiç bilmediğim bir kültürden gelme Kanbei adında bir savaşçı. Savaşçı olduğu duruşundan ve belindeki kılıçlardan anlaşılıyor ancak bunun ötesinde her şeyiyle bir yabancı. Manastırda bilinen tüm kültürler hakkında genel bilgi almıştım ama bu yabancı benim için bile çok farklı. Dilimizi zor konuşuyor ve bir şeyler kullanıp saçlarını beyazlatıyor.

Karakolda başlarında Nilman adlı bir çavuş olan bir manga asker bulunuyor. Görevleri karakolu korumak, nehrin ötesindeki hiçbir olaya müdahale etmiyorlarmış. Çavuş abartı denebilecek düzeyde görevine bağlı gözükmekte. Eminim ki iyi bir askerdir ancak sınırın ötesinde keşif gezisi yapacak bizler için hiçbir yardımı dokunmayacağı belli.

Karakolun başında Nessir adında bir İmparatorluk tüccarı var, karakolun tüm yönetimi O’nda. İmparatorluğun keşif için çok kaynak ayırdığını anlattı, biz işimizi yaptıkça bu kaynaktan faydalanabileceğiz, keşif sırasında elde edilecek ganimeti bizden satın alacak, kalacak yer, at ve yemek sağlayacak. Çıkarılacak haritaları da satın alacağını belirtti, çıkardığım haritaların kopyalarını iyi paraya satabilirim sanırım.

İmparatorluğun kayıtlı birkaç tüccarı daha karakola yerleşmiş durumda; deri tüccarı Beleras, demirci Necran, marangoz Nehir, avcı başı Baker ilk gün tanıştıklarımız. Hatta avcı Baker’e ilk satışımızı daha ilk günden gerçekleştirdik.

Bize sağlanan atlara binip kadim zamandan kalma köprüyü kullanarak nehri geçtik ve resmen İmparatorluk topraklarının dışına çıkmış olduk. Daha öğlen olmadan kocaman bir yaban domuzu avladık. Önce kan izlerini fark ettik, izleri takip ettiğimizde ağır yarası nedeniyle ölmekte olan yaban domuzunu bulduk. Bu kadar büyük bir yaban domuzunu daha önce ne gördüm nede duydum.

Önümüze gelen fırsatı tepmek istemedik ve domuzu avlamaya karar. Ağır yaralı olmasına rağmen bizi baya uğraştırdı, sonunda Kanbei domuzu öldürmeyi başardı. Atlara bağlayıp sürükleyerek köprüye kadar getirdiğimiz domuzun derisini Avcı Baker’e sattık, yüzme işini de kendisi halletti. Buralarda herkes hayvanlardan hastalık bulaştığını söylediğinden eti işimize yaramıyor.

Öğlenden sonra batıya yöneldik ve bir göledin yanına yerleşmiş olan bir grup balıkçı ile karşılaştık. Pekte konuşkan değiller, sanırım İmparatorlukta yaşadıkları sıkıntıları geride bırakmaya gelmişler. Başlarında Eshen adında biri var, bize son zamanlarda mezralarına dadanan dev farelerden bahsetti. Fareler bu gölgenin doğusunda yuvalanmış, domuzu öldürdüğümüz yerin hemen güneyinde bir yerlerde.

Eshen’in bahsettiği yuvayı bulmak için yola çıktık. Ovalık alandan sonra volkanik kayalarla dolu bir arazi başlıyor ve bu arazinin az içlerinde bir grup yıkıntı bulunmakta. Fareler bu yıkıntıların altına yuvalanmış olmalılar, hava karardığı için yuvayı araştırmadan geri döndük. Yıkıntılar büyücülerin insanları yönettiği zamandan kalma. Birinin üstünde büyülü olduğunu en cahil adamın bile anlayacağı hareketli bir resim var. Resimde bir Siwion şövalyesi bir büyücüyü öldürüyor. Notlarımın arasına hemen kayettim tabii.

Bölgenin haritalanmasına başladım, yavaş yavaş bir şeyler ortaya çıkıyor. İlk haritamı hazırlıyor olmak içinde çok ayrı bir heyecan uyandırıyor.

Keşfeden göz de;
Kalem tutan el de Jain’dir.
« Son Düzenleme: Haziran 22, 2011, 12:29:34 ÖS Gönderen: Antimodes »

Antimodes

  • Misafir
  • İleti: 1065
    • E-Posta
Ynt: Kutsal Seyyah Ituralde'nin Seyahatnamesi
« Yanıtla #3 : Haziran 22, 2011, 05:36:57 ÖS »
KS 2532, Yazbaşı 13

Birkaç gün daha harabelerin olduğu bölgeyi inceledik, harabeler kesinlikle ilk İmparatorluk büyücü hüküm döneminden kalma. Karakolun yakınında bulunan köprünün de aynı dönemden kaldığını tahmin ediyorum. Yoldaşlarımdan Franz yapılardan anlıyor, dediğine göre bugün ki en ileri tekniklerle dahi zor inşa edilebilinecek özellikte bir köprüymüş.

Nehrin hemen güneyinde düzlük araziler yer almakta ancak biraz içlere ilerlediğinizde volkanik kayaçlarla dolu arazi yapısı başlamakta ve bölge tepelik bir hale gelmekte. Volkanik yapı sayesinde bölgedeki toprak çok verimli. Bu bölgedeki volkanik kayaçlar püskürme kayalarından oluşuyor, volkanın merkezine doğru ilerledikçe lav akıntısı kayaçları da bulacağımıza eminim.

Lanetli toprakların daha içlerinde büyük miktarda siyah renkli bazalt kayaçları olması yüksek ihtimal, dayanıklı bazalt taşı inşaatlarda kullanmak için çok kullanışlı ve kolay elde edilir bir malzemedir. Kalıntılarda obsidiyen olarak bilinen siyah volkan camı eşyalar bulunmakta, çelikten daha keskin hale gelebilen obsidiyen aynı zamanda ziynet eşyası yapımında da kullanılan değerli bir malzeme. Volkan merkezine yakın bölgede yer altında volkanik soğuma kayası olan granit bulunabilinir. Granit zor elde edilen ancak çok dayanıklı bir taştır. Büyük bir şehir inşa etmek için çok uygun bir bölge olduğu kesin.

Harabeleri inceledikçe zengin birilerinin köşkü veya villası olarak kullanılan bir yerin kalıntıları olduğu anlaşılıyor. Yer üstünde kalan kısımlarda görülebilinecek en ilgi çekici eser bir önceki yazımda bahsettiğim hareketli resim. Harabelerin merkezinde yer alan büyük villa kalıntısının altında dehlizler olduğu kesin. Civarda yaşayan fareler bu dehlizleri saklanmak için kullanıyorlar ancak esas yuvaları olmadığı anlaşılıyor.

Sonunda dehlizlere inildiğinde büyük ölçüce sağlam kaldıklarını gördük. Her tarafı çeşitli boyutlarda fareler sarmış durumdaydı. Dehlizleri incelerken birkaç defa dev fareler ile karşılaştık ve en büyük tehlikeyi bize tuzak kurdukları yerde yaşadık. Bir koridorun tavanına yapılmış ve eskiden gizli bir bölme olarak kullanıldığı anlaşılan bir boşluktan iki tane dev fare araştırma için yanımıza aldığımız izci çocuğu kapmaya çalıştılar. Savaşçı Kanbei birini öldürdü, diğerini tutup aşağı çektik ve öldürdük. Gizli bölmede obsidiyen bir kolye ve eski çağdan kalma taş üzerine işlenmiş bir evlilik akdi bulduk.

Dehlizlerde devam ettik ve sonunda büyük bir odaya kurulmuş bir kütüphaneye ulaştık. Kütüphanede yıkık bir kitaplığın altını kontrol etmek için açtığımızda üzerimize 10’larca fare hücum etti. Daha önce böyle bir durumla hiç karşılaşmamıştım, adeta dondum kaldım. Tam bu fareler sonumuz olacak diye düşünürken Franz fareleri büyülü ateş ile yaktı ve şüphelerim doğrulanmış oldu. Franz bir büyücü, neden bir soylunun kâşifliğe soyunduğunu da anlamış olduk.

Kütüphanede Franz büyü yazmaları buldu, fark ettirmemeye çalışsa da Manastırda aldığın Shean dili eğitimi sayesinde görür görmez anladım. Dehlizlerden çıkıp akşam kamp yaptığımız sırada kendisi ile konuşmaya çalıştım ancak beni yalanladı, sanırım 4 kişinin içinde konuyu kapatmak istedi. Bir ara baş başa konuyu kendisine tekrar açacağım. Manastırın en önemli öğretilerinden biri insanın bilmediğinden koktuğudur; İmparatorluk vatandaşları bilgi eksiği ve geçmişte yaşananlar nedeniyle büyücülerden korkuyorlar ve nefret ediyorlar. Jain’a şükürler olsun ki Manastırda bu tip korkuların ötesini görmeyi öğreniyoruz. Bilginin değerini bu olayda bir kez daha anlamış oldum.

Kütüphaneden 2 adet büyü ile korunmuş yazma da çıktı. Tabii yazmaları korumaya aldım, ilk incelemelerimde yazmaların birinin büyücü hüküm çağından bir günlük diğerinin ise bir seyahatname olduğunu anladım. Açıkçası hiçbir hazine beni bu denli mutlu edemezdi. Günlükte ilk dikkatimi çeken o zaman ki toplumun büyücüler tarafından yönetildiğini doğrulayan yazılar oldu. Seyahatnamede ise bu bölgenin o zamanki hali tasvir edilmekte, en dikkat çekici konu deniz kenarındaki dev heykellerdi. Kitapları detaylı inceledikten sonra edindiğim bilgileri seyahatnameme yazacağım.

Kamp yaptığımız gece de olaysız geçmedi, devasal bir yarasa nöbet tutan Qua’ya saldırdı. Dev yarasanın kanat açıklığı 5 metreye yakındı. Qua’yı kapıp götürmek için saldırdı, tam Qua’yı pençeleri arasına almıştı ki Kanbei tek bir kılıç darbesiyle kanadının birini kesip kopardı. Hiçbirimiz gözlerimize inanamadık ve donduk kaldık, devasal yarasa mı yoksa Kanbei’nin kılıç kullanmaktaki ustalığı mı daha şok edici oldu bilemiyorum. Jain’e şükür ki bu keşif görevinde Kanbei gibi usta bir savaşçı ile beraberiz.

Ertesi gün deniz kenarına doğru ilerleyip heykellerin halen yerinde olup olmadığını görmek istedik. Harabelerin hemen doğusunda yüksek bir tepe bulunmakta, tepenin üstünden sahil şeridi görülmekte. Dev heykeller halen yerlerinde duruyorlar, denize en yakın ve en büyük olanı açıkça Siwion’u tasvir ediyor. Yaşanan savaş sonrasında inananları tarafından dikilmiş olmalı.
Yüksek tepenin içi dev mağaralarla kaplı ve mağaraların içi gece bize saldıran dev yarasalarla dolu durumda. Bu bölgede havyanların devleşmesine sebep olan bir şeyler var, eski çağdan kalan büyünün mü yoksa başka bir şeyin mi buna sebep olduğunu bilemiyorum. Tepeye bir uyarı işareti koyduktan sonra hava kararmadan Karakola varmak için yola koyulduk.

Lagrima kadim kalıntılarla dolu, keşif görevinde elde edeceğimiz bilgiler yüzyıllardır cevap aranan sorulara yanıt olabilir, hatta Bilgi Kilisesinde uzun zamandır tartışma konusu olan büyük bir gizeme dahi ışık tutabilir.

Ka-hooli Shean’ı yok ettiyse büyücüler güçlerini artık nereden alıyorlar?

« Son Düzenleme: Haziran 22, 2011, 05:52:35 ÖS Gönderen: Antimodes »